Çocuklar matematiğe yatkın, yeter ki gölge edilmesin

0
568

Matematik teknolojinin anahtarı ama aynı zamanda öğrencilerin de korkulu rüyası. Şimdi en önemli gündemlerimizden biri algoritma geliştirmek. Bunun yolu da analitik düşünmekten geçiyor.

“Henüz eğitime başlamamış bir çocuk, oyuna yatkın olduğu için doğal olarak matematiğe de yatkın” diyor Prof. Dr. Betül Tanbay…

Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Tanbay, European Mathematical Society (Avrupa Matematik Topluluğu) Başkan Yardımcılığına seçildi. Birlik, Avrupalı matematikçilerin birbirleriyle iletişimini geliştirmeyi, matematiğe ayrılan araştırma paylarını yükseltmeyi ve Avrupa kamuoyunda matematikle ilgili farkındalığı artırmayı amaçlıyor.

Bu topluluğun ilk Türk yöneticisi olan Tanbay, görevine ocak ayında başlayacak. Tanbay ayrıca Cahit Arf’ın kurduğu Türk Matematik Derneği’nin de ilk kadın başkanıydı. Kendisi ile Boğaziçi Üniversitesindeki odasında matematiği ve hayatı konuştuk, yeni görevindeki hedeflerini ve eğitim sistemimizle ilgili düşüncelerini dinledik.

Başkan yardımcısı seçildiğinizde neler hissettiniz?

Avrupa Matematik Birliğinin çeşitli komiteleri var. 2008 yılından itibaren, önce Kamuda Farkındalık Yaratma, sonra da Etik komitesinde çalıştım. 2016’da Berlin’deki olağan genel kurulu sırasında yönetim kurulu kadrosuna seçildim. Yani zaten iki yıldır yönetim kurulunda çalışıyordum. Bu yıl da kendi yönetim kurulumuz beni başkan yardımcılığına önerdi. Genel kurulun büyük desteği ile seçildim.

Gelişmiş ülkelerde pek olmuyor ama bizim gibi Türkiye’den gelen insanların “nihayet bir Türk girdi” diye düşünme refleksi var (gülüyor). 2 yıl önce yönetim kuruluna seçildiğim zaman, en çok Avrupa Matematik Birliği’ne bir Türk girdiği için sevinmiştim. Ama başkan yardımcılığına seçilmem beni şahsi olarak çok mutlu etti. Çünkü 2 yıldır birlikte çalıştığım insanların, aralarından beni önermesi, birlikte iyi işler yaptığımız anlamına geliyor. Ayrıca bu haber medyada 24 Haziran seçimlerinin hemen sonrasında, insanların “gerilediğimiz” endişesini yaşarken duyuruldu ve onlara umut oldu. İnanılmaz sayıda tebrik aldım. Özellikle, üniversitelerin, bilimin ve sanatın kesinlikle en parlak devrinin yaşamadığı bir dönemde, insanlara bir umut verdiğim için bir kez daha sevindim.

Uluslararası sınavlarda, özellikle de PISA’da Türkiye’deki öğrenciler matematikte çok başarısız. Bunun nedenleri sizce nelerdir?

Eğitim sistemimiz maalesef bir yapboz tahtası. Bu tablonun içinde, matematik gibi dikkat ve süreklilik isteyen bir alanda başarı beklemek zaten zor. Bir de 70’lerden beri önce üniversite sınavıyla başlayan, sonra 12. sınıfı ve bütün liseyi, derken bütün eğitim sistemini etkisi altına alan çoktan seçmeli sınav gerçeği var. Çoktan seçmeli sınav, benim için anti-matematik demek. Çünkü matematiğin en önemli kısmı “soru sormak”tır. Verilen 3 ya da 5 yanıttan birini seçmek, matematiğin doğasına aykırı. Böyle olunca PISA gibi yerlerde başarı şansımız düşüyor.

“Matematik soru sormaktır, hayal gücü ve özgürlüktür.”

Düşünün… Boğaziçi’ne gelen öğrenciler Türkiye’nin en iyi öğrencileri ama ilk iki senemiz ÖSS’ye hazırlanırken edindikleri yanlış alışkanlıkları düzeltmekle geçiyor. Böyle olunca “biz bu kadar seneyi boşuna mı geçirdik” diyerek hayal kırıklığına uğruyorlar. Bazı üniversitelerde bu hayal kırıklığı oluşması diye eğitim liseleşiyor. Hayale ve özgürlüğe yer olmayan bir ülkedeyiz maalesef. Ancak matematiğin en çok ihtiyacı olan şey hayal gücü ve özgürlük.

Ufku açık, soru soran öğretmenler yetiştirebiliyor muyuz? Fen Edebiyat Fakültesi mezunu matematikçilere öğretmen olma hakkı tanınmamasını nasıl karşılıyorsunuz?

Eğitim ve Fen Edebiyat Fakülteleri sorunu derin ve ciddi bir sorunumuz. Tabi ki çok iyi öğretmenler de yetişiyor ama maalesef eğitim fakültelerinin çoğunda öğretmen adayları sadece öğreteceği kadar matematik öğreniyor. Bu yetmez. Öğretmenin, öğrettiğinden daha fazla bilmesi lazım ki öğrenciye belli bir derinlik verebilsin. Bu, öğrenciler açısından ciddi bir sorun ama kendim de hocayım ve hocaların yaşadığı güçlükleri de görmek zorundayım. Örneğin, 15 kişilik bir sınıfta ders vermekle 70 kişilik bir sınıfta ders vermek arasında çok ciddi bir fark var. Her an eğitim sisteminin değişme ihtimali, atamanızın, maaşınızın belirsizliği büyük stres kaynağı. Yüz binlerce insan, binlerce akademisyen işinden oldu. Böyle bir ortamda bir şeyi şevkle öğretme şansı var mı sizce?

Türkiye’de matematik dersi dediğimiz zaman öğrenciler korkuyor. Ama şu an en önemli gündemlerimizden biri de algoritma geliştirmek. Bu, analitik düşünmekten, matematik bilmekten geçiyor. Matematiği korkuya dönüştürmeden onları nasıl eğitiriz?

Şimdi pusetteki çocuğun eline bile akıllı cihazlar verilir oldu. Normalde çocuklar kendi kendilerine yeni oyunlar üretirler. Matematik de budur zaten. Henüz eğitime başlamamış bir çocuk oyuna yatkın olduğu için matematiğe de yatkındır. Daha sonra, ailelerin endişeleri, eğitim sisteminin matematiği bir öcü gibi göstermesi ve aşırı önem vermesi, çocukların oyun duygusunu kırıyor ve matematik bir mecburiyet haline getiriliyor. Keşke o doğallığa gölge edilmese, hatta o doğallığın gelişmesine fırsat verilse…

Hayatınızı gençlerle geçiriyorsunuz. Onlara kimi zaman matematik, kimi zaman hayatı öğretiyorsunuz. Peki onlardan bir şeyler öğrendiğiniz oluyor mu?

Hayatım gençlerden öğrenmekle geçiyor (gülüyor). İlk hocalığa başladığımda “onlara hayatı öğretmek benim haddim değil, matematik hakkında ne biliyorsam onu anlatabilirim” diye düşünmüştüm. Ama insan yaşlanınca biraz değişiyor. Matematik öğretirken birden bire hayatı anlatırken buluyorsunuz kendinizi. Artık yaşım icabı biraz hayat hakkında da konuşur oldum ama aslında en çok öğrenen benim.

“Örtmenim, matematik neden zorunlu?” yazınızda bu soruya “Herkesin kabul ettiği gerçeklerden başlayıp yavaş yavaş büyüdükçe, geliştikçe, kendi doğrularını bulmaya çalışmak için” diyorsunuz. Matematik neden önemli sizce? Doğrunun 5 seçenekli olduğuna koşullanmış bir gençlik nasıl analitik ve eleştirel düşünür?

Hayatta da matematikte de “anlamak” çok önemli. Belki de hayatın anlamı “anlamaya çalışmak” üzerine kurulu. Ancak bu, doğuştan gelen bir yetenek değil. Anlamak için öğrenmek gerekiyor. Belli bir birikiminiz olmadan anlamanıza imkan yok, sonunda anlıyorsunuz. Her şeyi değil ama en azından anlamaya çalışıyorsunuz. Matematiğin en büyük keyfi de budur.

Bir konuyu anladığınız anı düşünün, onun verdiği haz bambaşkadır (gülüyor). Ortak duygularımızın gelişmesi için bence matematik çok önemli. Şu an Türkiye’de kutuplaştığımız bir dönemdeyiz ve bu “anlamaya çalışma” ruh hali, en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Ancak bırakın anlamayı, ötekini anlamamak için elimizden geleni yapıyoruz.

Bir yazınızda “Matematikçiler bilim ve teknoloji dünyasının yayaları ve teknoloji de bu dünyanın arabaları. Yeterli yaya geçidi konmazsa teknoloji insani boyutun kaybediyor, freni patlamış gibi kontrolsüz ve hayırsız bir şekilde alıp başını gidiyor” diyorsunuz. Matematiğin sınırları, teknolojinin insani boyutlarını koruyabilir mi?

Teknolojik gelişmelerde matematiğin rolü çok büyük. Örneğin tomografi makinesi bir fonksiyonel analiz teoremi sayesine bulundu. Polinomlarla ilgili gelişmeler DNA’ların ayrıştırılmasını sağladı. Bilgisayar zaten tamamen matematik sayesinde keşfedildi. Çünkü matematiğin kaynağı doğa ve fizik. Matematik yapma ihtiyacı ise aynı sanat gibi insani bir ihtiyaç.

“Kalkınma dediğimiz şeyin ne olduğunu tekrar sorgulamamız lazım. Daha insani ve doğal bir yaşama matematikle dönülebileceğini düşünüyorum. Matematiğin ve bizim, doğa ile olan ilişkimiz tekrar öne çıkmalı ve bunun bir ihtiyaç olduğu anlaşılmalı. Bakacağımız yer doğa ve gökyüzü olmalı, gökdelenler değil.”

Evet, şimdi teknoloji freni patlamış bir şekilde ilerliyor. Çok acı şekilde doğadan kopuyoruz. Ben gençken bu ülkede insanların %85’i toprakla ilişki içindeydi ve köyde yaşıyordu. Bugün %85’i toprakla hiçbir teması olmadan şehirlerde yaşıyor ve gitgide doğadan kopuyor. Kalkınma dediğimiz şeyin ne olduğunu tekrar sorgulamamız lazım. Daha insani ve doğal bir yaşama, matematikle dönülebileceğini düşünüyorum. Yani, matematiğin ve bizim doğa ile olan ilişkimiz tekrar öne çıkmalı ve bunun bir ihtiyaç olduğu anlaşılmalı. Bakacağımız yer doğa ve gökyüzü olmalı, gökdelenler değil.

Öğrencileriniz sizi “soru sormayı, Türkiye’de neler olup bittiğini sorgulamayı, en zor görünenin bile aslına yapılabilir olduğunu öğreten bir insan” olarak tanımlıyorlar. Bir bilim insanının ve eğitimcinin hayat duruşu da o ülkenin gençleri için çok değerli. Aydınlık gençler yetiştirmek için Türkiye’deki eğitimcilere ne gibi önerilerde bulunursunuz?

İyi bir hoca olmak benim en büyük arzularımdan biri. Bir tiyatro oyuncusunu düşünün… Aynı oyunu 300 kere oynayabilir. Ama her seferinde karşısında başka bir seyirci vardır. Bu yüzden, o oyun hiçbir zaman aynı değildir. Her seferinde aynı replikleri söylüyor gibi görünürsünüz ama seyirciyle olan ilişkiniz bambaşkadır. Ben derslere de öyle bakıyorum. Birçok dersi 30 senedir, sayısız kere verdim ama her anlatışımda bir yenilik buldum.

Matematik o kadar büyük bir derinliğe sahip ki. Bir piyanist, bir Bach parçasını binlerce kez çalabilir ama on bininci çalışında bile bir derinlik bulur. Matematik de öyledir. Eğitimciler matematiği seviyorlarsa kesinlikle severek öğretirler. Sevmiyorlarsa da lütfen yapmasınlar.

Yeni görevinizde planladığınız hedefleriniz, yeni işler var mı?

Birçok somut konuda çalışacağız ama ben felsefi yaklaşımımdan bahsetmek istiyorum. Ben Avrupa kıtasına matematiğin doğduğu, geliştiği ve temellerinin oluştuğu yer olarak bakıyorum. Tabi ki Hindistan’da, Japonya’da, Kore’de, Brezilya’da da matematik gelişmiş durumda. Çin ve Hindistan’da da köklü bir matematik tarihi var. Kendi köşemden bakınca Babil’i, İskenderiye’yi ve Anadolu’yu matematiğin doğduğu ve geliştiği yerler olarak görüyorum. Avrupa, önce klasik Yunan dönemi, sonra Rönesans’ın arından gelen gelişmelerle matematiğin evrenselleştiği kıta.

Bugün bütün dünyada aynı aksiyon ve teorilerle matematik çalışıyor ve üretiyor olmamızın nedeni Avrupa’daki gelişmelerdir. Avrupa Matematik Birliği’ne bu açıdan büyük roller düştüğünü düşünüyorum. Güzel bir ortak payda yaratabiliyor. Bu konuda çalışmalar yapmak istiyorum.

Betül Tanbay kimdir?

Matematik alanında doktora derecesini 1989’da Kaliforniya Üniversitesinde tamamlayan Prof. Dr. Betül Tanbay, 2001-2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. Dış ilişkilerden sorumlu idareci olarak Avrupa Üniversiteler Birliğinde 2004-2007 yılları arası Boğaziçi Üniversitesini temsil etti. Prof. Dr. Tanbay, 2010-2016 yılları arasında Cahit Arf’ın kurduğu Türk Matematik Derneğinin ilk kadın başkanı olmuştu. Şu anda da Onur Kurulunda görev alıyor. Avrupa Matematik Birliği ve Dünya Matematik Birliğinin çeşitli komitelerinde çalıştı.

Röportaj: Cemre Yavuz
Kaynak: herkesebilimteknoloji.com