Bu ödevler bir işe yaramıyor!

0
301

Yurtdışında çok başarılı olan çocuk Türkiye’ye geri dönünce okuldan soğumuş. Sebep: artan ödev yükü!

Bu sene ilkokuldaki çocuğuyla birlikte Türkiye’ye dönen bir arkadaşım, bu haftaki yazının konusunu belirledi.

Yurtdışında haftada en fazla dört gün ödev yapan çocuk bu yıl Türkiye’de gittiği okulda haftada 7 gün ödev yapıyormuş. Her gün saatlerce süren stres yüklü ödevler… Elbette bu bir anekdot, üzerine genelleme yapmak doğru olmaz. O nedenle gelin verilere bakalım. Türkiye gerçekten de çok ödev veren bir ülke mi? Ve bu ödevlerin çocuklara faydası var mı?

BİZDE ÖDEV ARTTIKÇA BAŞARI DÜŞÜYOR!

OECD tarafından 2014 yılında matematik ödevleri üzerinden yapılan ilginç bir çalışma var. Amaç her bir saatlik matematik ödev artışının, öğrencilerin PISA matematik puanına olan etkisini araştırmak. Tahmin edeceğiniz gibi hafta içinde her bir saatlik ödev artışı çocukların başarısını ortalama 5 puan arttırıyor. Yani ödev başarı getiriyor. Ancak bu denklemi en çok bozan OECD ülkesi biziz. Tüm OECD ülkelerinde ortalama olarak her bir saatlik ödev artışı puanları yaklaşık 5 puan arttırıyorken Türkiye’de bu durum tam tersi. Bizim çocuklarda 1 saatlik artış, 5 puanlık düşüşe denk geliyor. Oysa İtalya ve Almanya’da aynı oranda ödev, 15 puanlık artışa sebep oluyor. Japon öğrenciler için bu artış 20 puan, Çin’de ise 30 puanı geçiyor! Finlandiya ve Güney Kore’yi saymıyorum zira yıllardır eğitimde zirvede olan bu ülkelerde ödev ya hiç yok ya da çok sınırlı bir şekilde var.

FENDE EN ÇOK ÖDEV VEREN BİZİZ

Yukarıda genel olarak matematik ödevleri üzerine yaptığımız hesabı fen dersleri üzerinden de yapmak mümkün. Türkiye 2015 PISA verilerine göre 34 OECD ülkesi içinde fen alanında en çok ödev veren ülke. Bizim çocuklar haftada ortalama 4.7 saat fen ödevi yapıyor. Bu rakama özel ders ve kurslar da dahil. Peki fen dersleri için ödevlere harcanan zamanda OECD ortalaması kaç saat dersiniz? 3.2 saat! OECD içinde fen puanında zirvede olan Japonya’da çocuklar ödev, kurs ve özel derslere haftalık ortalama 2 saat harcıyor. Bizim çocuklar Japon akranlarından iki kat fazla ödev yapıyor ama PISA sonuçlarına baktığımızda Japonya zirvede biz ise sonunculuğu Meksika ile paylaşıyoruz.

ÇARE ÖDEVİ YASAKLAMAK DEĞİL

Harris Cooper’ın yüzlerce araştırmayı özetlediği meta-analizi daha evvel de yazmıştım. Cooper’ın analizine göre ödevler başarıya katkıda bulunuyor ama bu etki okul seviyesine ve ödevin niteliğine göre değişiyor. Çocukların yaşı ilerledikçe ödevin de etkisi artıyor. İlkokul çağında ödevin etkisi az, ortaokul ve lisede daha fazla. Önemli olan ödevin niteliği. Ders tekrarı (pratik) için verilen ödevler çok etkili olmuyor mesela. Fakat derse hazırlık amacıyla verilen ödevler çocukların merak duygusunu arttırıyor ve derste geçen zamanı daha verimli kılıyor. Dolayısıyla daha etkili bir sonuç alınıyor. Ancak en etkili ödevler proje bazlı, uygulama ve yaratıcılık gerektiren ev ödevleri.

1. SINIFTA 10 DAKİKA ÖDEV YETER!

Özetle, ödeve harcanan zaman arttıkça başarı da doğrusal olarak artmıyor. Eğitimde pek çok sorunumuz var ama bunları gidermenin yolu çocukların ödev yükünü arttırmak değil. Az ama kaliteli ödev verince sonuç iyi oluyor. Az derken çok az demek istiyorum. İlla bir rakam verecek olursak, Cooper’ın çalışmasından yola çıkarak OECD’nin önerdiği yol haritasını uygulayabiliriz. Birinci sınıfta günlük 10 dakika, sonraki her sınıf için ek 10 dakika. Yani 4 sınıfta günlük 40 dakika. Ortaokulda günlük en fazla 90 dakika ve lisede de en fazla 120 dakikalık ödevi verilmeli. Bu süreleri aşan ödev yükü okuldan ve öğrenmeden soğuma dışında başka bir işe yaramıyor…

ÇÖLYAKLI HAYATLAR

DOĞRUSU ben de bilmiyordum. Yeğenime teşhis konulunca öğrenmeye başladım. Çölyaklı hayatlardan söz ediyorum. Bir sağlık problemi düşünün ki yediğiniz her şeyi belirliyor, onunla da kalmıyor evinizin düzenini değiştiriyor zira unu, makarnası ayrı ama buzdolabı da ayrı olmak zorunda. O nedenle çölyak teşhis edilene kadar hastalık ama teşhis edildikten sonra bir yaşam biçimi halini alıyor. Çölyak, buğday, arpa, yulaf, çavdar gibi tahıllarda bulunan bitkisel protein olan “gluten” maddesine karşı incebağırsakların verdiği tepki sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık.

TEŞHİS YAPILDIKÇA SAYI ARTIYOR!

Türkiye’de kaç çölyaklı hayat var bilinmiyor zira glutene karşı hassasiyeti olanların, özellikle yetişkinlerin önemli bir kısmı teşhis edilmiyor. Ancak son yıllarda özellikçe çocuklar üzerinde Ankara, Erzurum, Kayseri gibi yerlerde yapılan araştırmalar gösteriyor ki bizde çölyak hastalığı oranı yüzde 1’e kadar çıkıyor. Bu rakam pek çok ülkeden daha yüksek. Görünen o ki bildiklerimiz buzdağının ucu. Önümüzdeki dönemde çölyak hayatımızın bir parçası olacak. Çölyaklı bireyler ekmek, makarna, bisküvi gibi gluten içeren ürünler yerine kendileri için özel olarak üretilmiş glutensiz ürünler tüketmek zorunda. Yurtdışında glutensiz ürünler oldukça yaygın ancak bizde bu market henüz yeterince gelişmedi. Var olan ürünler ya çok sınırlı ya da ithal olduğu için oldukça pahalı. Aileler kendi fedakârlıklarıyla, kurdukları derneklerle sorunlarını dile getiriyor ama belli ki artan sayıya rağmen pek çok marka seslerini henüz duyurmuş değil. Özellikle çocuklar için glutensiz ürünlere büyük ihtiyaç var…

Kaynak: Selçuk Şirin/ Hürriyet